Bazı sağlık sorunları nedeniyle ara verdiğim mülakatlara tam
hız devam etmekteyim. Bugün MarıGold Otelin Sıpa resepsiyon bölümü için
görüşmeye gittim. Kafamda ön yargılarla gitmedim bu sefer iyi düşünelim, iyi
olsun dedim. Önüme çıkacak engellerinde farkındaydım aslında ama mülakatın bir
tecrübesi olacağını düşündüm. Görüşme için gün içinde aranıp çağrıldım,
dolayısı ile fazla bir araştırma yapamadım, CV’mi çıkartma gibi unsurlarla
ilgilenemedim. İK okumuşsun Cv’siz iş görüşmesine gidiyorsun diyerek de
azarlamayı ihmal etmedim kendimi merak etmeyin. Otele geldiğimde ilk olarak
verdikleri formu doldurdum. Form doldurmakta çok başarısızım ellerim çok
titriyor heyecandan ve yazacağım tonla şeyi unutabiliyorum. Zangır zangır
doldurdum formu ardından Burcu Hanım (Personel Müdürü) görüşmeye aldı. Cv’mi
inceledi ilk öncelikle, oda iki yıllık (Kocaeli Hereke Myo) İK mezunuymuş.
Üniversite stajımı yaptığım yerde çalışmış bir dönem oda. Çok ortak yönümüz
çıktı, bu onun çok hoşuna gitti. Mülakat normal bir mülakat olmaktan çıktı
sohbet tadında çok keyifli bir hal aldı. Tabi bu benim heyecanımın yatışmasına
neden olmayıp karşımdaki insana daha çok bir şeyleri ıspatlama ve yapmak
istediklerimden bahsederken heyecanlanmama neden oldu. Mesleğimin çok güzel
olduğu söyleyerek bence İK alanında devam etmelisin, başka mesleklere yönelmeni
istemem dedi. Bende tabiî ki her zaman ki konuşmamı yaptım. ‘’ Kendi mesleğime yönelebilmem için bazı
eksik yönlerimi doldurmam lazım, bu sırada da mecbur çalışmam lazım’’ dedim. O da
ya yöneldiğin mesleği seversen ve bir daha İK’ya dönemezsen dedi. Bende öyle
bir şeyin mümkün olmayacağını ve İK’ ya bir bağlılık hissettiğimi ve kendimi o
alanda bulduğumu ifade ettim. Ardından resepsiyon aşamasına döndük, olacak gibi
konuştu yani cümlelerinden öyle anladım. Ardından beni benden alan her
defasında yerden yere vuran, bu görüşmeye gelirken ön yargılı gelmediğim, artık
günümüzün olmazsa olmaz sorularından biri bütün görüşmenin olumluluğunu aldı
götürdü.
Translate
YGA Nedir?
YGA; 2000 yılında Türkiye’de kurulan uluslararası bir Liderlik Okulu, kar amacı gütmeyen bir sivil toplum örgütüdür.
YGA ile okuldaki bu konu hakkında bilgisi olan bir hocam sayesinde tanıştım. Okulumuza ilanları asılmıştı, o dönem okulumuz tarafından yoğunca başvuru oldu. Bende çok heyecanlı ve inanarak başvuru yaptım, zirveye gidemedim. Fakat zirve bana geldi. YGA 'nın web sitesinde yayınlandı canlı olarak zirvesi. Bütün gece yolda olmama ve yorgun olmama rağmen yatağımda uykusuzluğumun son raddesine kadar izlediğimi biliyorum. Ve inanın orada olmasam da insanın içinde neler hissettirdiğini anlatamam ki oradaki kişileri düşünemiyorum. Çok değerli insanlar konuşuyor, konuşurken güldürüyorlar , ben bir ara o kadar kaptırdım ki kendimi gözlerimden yaşların düştüğünü fark ettim heyecanımdan ve size sundukları hayat tecrübeleri, ilerledikleri yolda takıldıkları engelleri nasıl aştıkları ve size çok güzel tavsiyede bulunuyorlar. Seçilemediğim için üzülmüştüm, fakat seçilmenin önemli olmadığını aslında onların ne olursa olsun, bir adım attığınızda bile sizin de bir YGA'lı olduğunuzu hissettirmeleri çok güzel bir duygu. Liderlik kavramına farklı bir bakış açısından bakmanızı sağlıyorlar ve sizi olabildiğince yaratıcı yanlarınızı, kendiniz için bir şeyler yapmaktan çok dünya için bir şeyler yapmanızı sağlıyorlar, eminim bu duygunun hazzı daha bir başkadır bu projelerde bulunan insanlar için. Başvuruları hala sürüyor, bir sitesine göz gezdirmenizi tavsiye ederim. Emin olun ne olursa olsun kaybedeceğiniz hiç bir durum yok, kazanacağınız her anlamda her yönde çok şey var. Aşağıda da bir kaç tane video yayınladım onlara göz gezdirerek bilgi sahibi olabilirsiniz. Web siteleri de aşağıdaki yazıda yer almakta, dediğim gibi hiç bir şey kaybetmeyeceksiniz ve seçilemeseniz bile bir YGA'lı olup onlarla aynı heyecanı sizde paylaşıyorsunuz.
Bir bakındım ilanlara acaba nerelere el atmamışım diye, ''Satış Danışmanı'' tabi ki. Dedim ki değerlendireyim bu fırsatta olabilir benim için. Olumsuz burnu havadan bakmıyorum sonuçta. Aradım taradım çeşitli yerlere başvuru yaptım. Sonucunda aradılar ve benimde severek alışveriş yaptığım, yapmasam da bayanların o kumaşa bir dokunma alışkanlıkları vardır ya bu erkeklerin anlam veremediği heh işte o mağazalardan biri çağırdı görüşmeye. Görüşme saati 16:30'da idi. Hafiften bir geç kalır gibi oldum olmasına ama ucundan yetiştim. Mağazaya geldiğimde beklemem gerektiği söylendi. Bir 10-15 dakika bekledim ama o an kafamda mağazayı azıcık kurcalamak vardı. Yaptım mı? Tabi ki yapmadım sadece ucundan göz gezdirdim. Beklediğim sırada aklıma bir kaç soru geldi acaba ben olsam satış danışmanı alacağım insana ne sorardım diye.'' Mağazaya girdiniz, etrafınıza baktınız sezona göre hangi renkler yoğunluktaydı veya vitrin düzeni sizce hangi konsepte göre tasarlanabilirdi, uyumsuz gördüğünüz kombinler var mıydı?'' vs. vs. bu tür sorular geldi aklıma. Mantıklı veya değil boş boş bakınmak yerine bunları düşünüverdim o arada.
Hepimizin hayalinde çalışmak istediği sektörler vardır. Mesela ben tatile bayılırım, turizm sektörüne ayrı bir isteğim var. İnsan en sevdiği malzemenin içinde çalışırken bulduğunda kendini çalışma hayatı daha farklı olur diye düşünmekteyim. Bende o amaçlarımdan biri için bir otel mülakatına katıldım. Aslında fazla umut besleyerek gitmedim. Oteller dediğimizde ilk aklımıza gelen şey yabancı dil zorunluluğu ki bu artık sırf turizm sektöründe değil ucu bucu alakasız olan sektörlerde de mecburi bir kriter haline geldi, bende şuanlık bundan yoksunum. Hal böyle olunca da gelelim fasulyenin faydalarına.
Bursa'da gayet güzel ve büyük bir otelde iş görüşmesine gidiyorum. Sabah saat 10:00'da idi mülakatım. Mülakat saatinde oradaydım, form doldurdum, giderken elimde kendi hazırlamış olduğum CV'mi de yanımda götürmüştüm. Verilen formu doldurduktan sonra İnsan Kaynakları ile görüşmeye alındım. Sanırım görsel güdüm işliyor benim ilk olarak, 3 masanın sığabileceği bir ofis sadece bir masası dolu diğer iki masasına eleman alımı olacaktı, bende o iki masadan biri için gitmiştim. Görüşme biraz hararetli geçti. Yani ben genelleme için konuşurken karşımdaki kişi kendi üzerine alındı, ben o kadar heyecanlı hevesli anlatırken bir şeyleri çok dikkatli dinlemediğini ve bir kere bile tebessüm etmediğini gördüm.
Yayınlayacağım 5. mülakat yazım. Fakat hepsini yayınlayamadığım için 7 veya 8.mülakatım olmuştur. Bu sefer ki özel bir hastanenin mülakatı. İlk iş tecrübesinde yaşadığım bazı sorunlardan dolayı yaşadığım umut kırıklığını ve çöküntümü tabi ki de anlatamam. Fakat büyük bir üzüntü oldu benim için. Ardından ayaklanmaya ve pes etmemeye karar verdim. Bu kolay bir süreç değildi. Ne yapacağımı acaba hangi sektörlerde ilerleme gösterebileceğimi düşündüm ve bir kaç yere çeşitli pozisyonlarda iş başvurusunda bulundum. Bugün anlatacağım mülakatımda bunlardan biriydi.
Mülakata çağrılırken arandığım saat beni çok şaşırtmıştı. Akşam saat 20:00'da arandım ertesi gün saat 16:30'da da görüşmeye gelmem söylendi.
İlk mülakatımı yaptığım yer olan seyahat acentesinde çağrı merkezi departmanında işe başladım. Bugün üçüncü günümdü. Bu geçen süreçte yapılan işle ilgili eğitim alıp, yaklaşık iki gündür de bu bölümde tecrübe sahibi olmuş kişilerin yanında bulunarak onların nasıl konuştuklarını ve kullandıkları programları takip ettik. Gün sonuna doğru yoğunluğun azaldığı zamanda bize de çağrı alma imkanını sağladılar. 10'a yakın çağrı aldım. Tabi ki onlar kadar iyi değildik, alışık olmadığımız konuşma kalıpları içerisinde yürütülmeliydi konuşma, bu da pratik yaparak kazanılacak bir durumdu. İlk çağrımda hatim indirdim diyebilirim, elim ayağım boşaldı, kalbim boynumda atmaya başladı.
'' TECRÜBE'' Kelimesi sanırım iş hayatımızda hangi işe elimizi atsak artık olmazsa olmazlardan biri. Mülakatlarda ilk soru ise ''kaç yıllık tecrübeye sahipsiniz ?'' Durum böyle olunca tecrübesi olmayan fakat o iş üzerine istekli olan herkesin sıkıntı yaşadığı gerçeği gün yüzüne çıkmakta. Acaba gerçekten ''o işte başarılı olabilmenin sırrı tecrübede mi gizli?'' bu soru ise cevabı olmayan muammalar içermekte.



