Translate
Çocukken tamamen özgürüz diyor S*ktiret kitabı yazarı ve şöyle devam ediyor: ''Özgürüz çünkü özgürlüğün farkında değiliz, ne olduğunu bilmiyoruz. Büyüdükçe çevrenin bize dayatmaları ile kısıtlanıyoruz. Ve özgürlüğümüzü tanımadan kaybediyoruz.''
Sizce özgürlüğün sizin için tanımı nedir? Gerçekten kendi dünyanızda özgür müsünüz? Bu soruları kendinize sorup sormadığınızı bilmiyorum ama baktığımızda hiç kimse özgürlüğün gerçek anlamını ve hayatında nerede durduğunu bilmiyor. Özgürlük başka birinin herhangi bir hakkını gasp etmeden (özellikle yaşama hakkını), hayatı hayal ettiğiniz, kafanızda kurduğunuz gibi yaşamanızdır.
İnsanlar Robotlaşıyor.
Günümüze baktığımızda gerek katı kurallar, gerek insanların davranışları ve toplum baskısı yüzünden çoğu insan hayatın ona sunduğunu kabulleniyor ve yaşıyor. Bu insanlar sunulana tepki göstermiyor. Hayatta kalmaya yetecek kadar gücüm var diyebiliyor. İnsanlar mutsuz, duygusuz, insanlar robotlaşıyor.
Bir yıllık bir ömrünüz kaldığı söylense, bu zamanı nasıl geçirirdiniz?
Sorusunu sorsam eminim ki çoğunuz şuan yaptığınız işi yapmıyor, oturduğunuz evde ve ülkede yaşamıyor ve belkide hayatınıza aldığınız çoğu insanla birlikte olmazdınız. Bu soruya direk hayal ettiğiniz şekilde değilde kendinizi tanıyarak cevap verseniz, ilk sorulduğunda vermiş olduğunuz cevaplar olmadığını görmüş olurduk. Nasıl mı?
Mutlu olmak için:
Nereden başlamalıyım? Hangi işi yaparsam daha mutlu olurum? Hayattan maddi ve manevi anlamda beklentilerim neler? Geleceğim hakkında ne düşünüyorum ve seçtiğim yol geleceğim de kurduğum hayat için yeterli mi ? Beni tatmin eder mi? NELER YAPABİLİRİM?
İlk önce kendinizi tanımanız ve bu soruları kendinize sorarak, dürüst bir şekilde cevaplamanız lazım. Eğer hayata karşı bir amacın yok ise, bunları kendine sorman veya gerçekten düşündüğün gibi bir hayat yaşıyorsan, aldığın cevaplar seni mutlu edecektir. Eğer yaşadığın hayat ve verdiğin cevaplar uyuşmuyorsa üzgünüm biraz canın acıyor. Daha çok tükenmiş hissediyorsun. Ama sakın yılma, ayağa kalk. Neler yapabilirim sorusunun peşine düş.
Farkına var!
Hayatta olma amacının ve asıl değerli olanın senin hayatın olduğunun farkına var. Vazgeçtiğinde seni kesip atacaklar için korkma. Bu seni daha güçlü ve kendine güvenilir kılacak. Yaşamak istediğin hayat için çabalıyor olacaksın.
Sadece sevdiğim, tutku duyduğum, yapıma uyan, başarısında da başarısızlığında da gülüp geçebileceğim bir hayatı kendime armağan edeceğim.
Verdiğiniz kararlarda sizin motivasyonunuzu düşüren insanlar olacaktır. ''Ne kıpırdıyorsun yerinden maaşını alıyorsun işte mis gibi bu devirde iş bulmak zor diyen teyzelerimiz, oralar çok pahalıymış gidenler fakirleşiyormuş diyen amcalarımız, iyi olabilir ama hakkında iyi şeyler duymadım ben onun diyen dostlarımız ... Daha sıralamama gerek var mı bilmiyorum ama hayatında bunları diyen insanların gözünde canlandığına eminim. Hepimiz karşılaştık sıkma canını.
Tedbirli davranmak güzel şey vesselam.
Ben öyle olmaz demiyorum söylentiler doğru olabilir. Kendinizi ona göre tartın ve harekete geçin. 100 kişiden 99'u başarısızsa, siz ''neden başaramadılar?'' sorusuyla yola çıkıp önleminizi alın. Başarılı olan siz olun.
KISITLAYIN!
Gerekirse mutlu olacağınız hayatı yaşamak adına bugün yapacaklarınızdan vazgeçin. Hayatın sana şunu yapmazsan ölürsün dediği tüm dayatmaları ve tabuları yıkın. En çok sizi engelleyen şeyleri sıfırlayın. Kendinizi tanıyın, bir yol haritası çizin, yalnız olduğunuzu asla unutmayın, hiçbir şey için geç değil, yorulduğunuzda dinlenin ama sakın pes etmeyin, insanlara, hayvanlara sevgi ve saygıyla yaklaşın, kara görünse de kıyıya ulaşmadan yelkenleri indirmeyin, hayat felsefeniz olsun, farklı kültürleri okumaktan ve yaşamaktan asla çekinmeyin, hayatınızı insan ve insanların şekillendirmesine izin vermeyin, zorluklara göğüs gerin ve HAREKETE GEÇİN.
Unutmayın,
Dalgasız denizde kaptan olmanın bir anlamı yok.
BEN GEÇTİM.
S e v g i y l e ...
PERYÖN 15. İnsan Yönetimi Zirvesi İnsan Kaynakları 4.0 temasıyla 11 - 12 Mayıs 2017 tarihinde Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi'nde birbirinden değerli konuşmacıları bizlerle bir araya getirdi. Zirve genel anlamı ile geleceğin iş dünyasını, işveren ve işgörenleri nelerin beklediğini, teknolojinin gelişmesiyle birlikte değişen üretim sistemi ve materyalleri konularını ele aldı.
Endüstride dördüncü bir devirde bulunmamıza rağmen bu zamana kadar Birinci Sanayi Devrimi ( Endüstri 1.0), İkinci Sanayi Devrimi (Endüstri 2.0) ve Üçüncü Sanayi Devrimini (Endüstri3.0) iş dünyasında değişik üretim sistemlerinin gelişmesiyle geride bıraktık. Üretim alanı geliştikçe devrimler arasındaki sürede git gide kısalıyor. Bu da demek oluyor ki emeğe duyulan ihtiyaç azalırken, akıla duyulan ihtiyaç artıyor. Şirketlerin ve insanlarında ileriye dönük teknolojik, robotik bir eğitim sistemine tabii tutulmaları gerekiyor.
Gelecek ve Liderlik
Sunum programında açılışı Atlasglobal Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ersoy'un yapması beklenirken, Genel Müdür Yardımcısı Semra Erener Özyalçın gerçekleştirdi. Sunumuna kısa bir tanıtım videosu ile başlarken, aynı zamanda şirketin geçmişinden, verdikleri hizmetlerden, zamanla nasıl geliştiklerine dair kısa kısa açıklamalarda bulundu.
''Havadayız. Çok hızlı olmalıyız''
Diğer hava yolu şirketlerinden her zaman farklı olmaları gerektiklerini ve sürekli hizmet verdikleri insanlara farkı hissettirmeleri gerektiğini vurgulayarak '' Rekabet çok farklı. Havadayız. Çok hızlı olmalıyız. Yolculuk demek kapı kapandıktan sonra bindim indim arasındaki mesafe değildir. Yolculuk yapmaya karar verdikten sonraki süreç ve bu süreçten evlerine güvenle vardıkları mesafeyi kapsıyor. Müşteri deneyimi ve memnuniyeti → bavul yerleşimi → biniş → hizmet → iniş → oh evime vardım diyene kadar yanlarında olduğumuzu hissettirmek ve hizmet vermemiz gerekiyor.'' sözleriyle oturumu sonlandırdı.
Sürdürülebilirlik
Gazeteci Mine Kılıç yönetimindeki oturumda ünlü spor markası NIKE'n Sürdürülebilir Üretim ve Satın Alma, EMEA Bölge Direktörü Caner Soytaş ve ünlü teknoloji markası SIEMENS'n Sürdürülebilirlik Direktörü Esra Kent yer aldı. Oturum geleceğin mesleği olarak görülen ''Sürdürülebilirlik'' alanının kurumlar için başarılı olmadaki önemi ve geleceğe yönelik bir meslek olarak ne kadar değerli olduğunu ortaya koydu.
Sıemens Sürdürülebilirlik Direktörü Esra Kent ''Bugün ki inovasyonda ilerleme de Sıemens Türkiye, 4.0 konusunda öncü şirketlerden biri. Çevre, sürdürülebilirlik, yaşam kalitesinin arttırılması ve toplumsal değişimin desteklenmesi konularını destekliyoruz. 2023 yılında Türkiye bu konular üzerinde neyi hedefliyor ve siemes bunun neresinde diye bir katkı değer haritası oluşturuluyor. ''
2023'te ''Karbon nötr'' şirkete doğru
2023 yılı itibari ile Sıemens Türkiye olarak karbon nötr bir şirket olmayı hedeflediklerini dile getiren Kent bunun için geçtikleri aşamaları şu sözleri ile ifade etti: '' Aslında yaptığımız iş sürdürülebilir çünkü bizim ürünlerimizin %40'ı çevreci. Mutlaka çevreci şirketler var fakat önemli olan ürünlerin çevreci olması. Sıemens ürünlerini çoğu kişi beyaz eşya olarak biliyor fakat sağlıktan, trenlere, rüzgar güllerine kadar bir çok alanda aktif. Örnek vermek gerekirse her gün 200 bin kişi Sıemens Sağlığın sunduğu cihazlarda kontrol ediliyor. Ya da her yıl Sabiha Gökçen Hava alanından milyonlarca kişi Sıemens'in sunduğu güvenlik kameralara sistemleriyle güvenliğini sağlıyor.
Bizim bakış açımız şu; sürdürülebilirliği düşünün ki Almanya'da strateji bölümünün içine koymuş bir şirket. Bu da ne demek, benim yaptığım her işte stratejilerim de sürdürülebilirlik olmadan olmaz diye hareket ediyorlar. Sürdürülebilirliğin iş yerlerinde var olmasının nedenlerinden biri bu aslında. Sürüdürülebilirlik sadece bir söylem olduğu için değil gerçekten şirketimizin karlı, etik değerlerle refahını sağlamak için uygulamanın faydası olduğunu düşünüyorum.''
Sıemens 'in ardından Spor Markası NIKE'ın Sürdürülebilir Üretim Direktörü Caner Soytaş kısa bir video ile sunumuna giriş yaptı. Soytaş Tekstil alanında izledikleri stratejiyi '' 2003 yılından beri bize her toplantıda dedikleri şey '' ileride ne olacağını merak ediyorsan onu sen ön görmekten çok, onu senin denemen lazım, senin yapman lazım. Tekstil alanında, kendi sektörümüzde bu yönde ilerlemeye çalışıyoruz.'' sözleriyle ifade etti.
Mine Kılıç'ın '' Size ürün yapan şirketler neler yapmak zorunda? Uygulamadıkları zaman siz onlara karşı nasıl bir yaptırım uyguluyorsunuz? Bütün bunları dünyada ki sizinle çalışan üretim noktalarına nasıl yayıyorsunuz? Çünkü dünyanın her yerinde üretim yapıyorsunuz daha doğrusu satış yapıyorsunuz. Nıke kullanmayan kaç kişi vardır salonda bilmiyorum ama somut olarak bize bunlardan bahsedebilir misiniz? '' sorusu üzerine Soytaş; '' Nıke'n ortaya çıkış hikayesi oldukça ilginç. Waffle makinesi markanın doğuşunda büyük rol oynamış. Marka sahibi çok iyi bir koşucu olduğu için sürekli kumsalda koşarken gerek zemin, gerek ayakkabının yaşattığı sorunlardan şikayet ediyor.''
Giyilebilir Waffle Makinesi
''İki arkadaş bir gün evde waffle makinesinde waffle yapıyor. Hatta şuan o makine Nıke'n merkezinde durur. Makinenin altı tırtıklıdır, oradan diyorlar ki ''Süper bir fikir bence böyle bir ayakkabı yapmamız lazım ...'' ve Nıke markasını oluşturuyorlar. Dolayısıyla da beraber bugünlere kadar geliyorlar. ''
Dünya, İnsan, Karlılık
''650 fabrika ile çalışıyoruz ama bunu 200'e indireceğiz. Biz satım alım yapıyoruz. Mesela Yeşim Tekstilden örnek verebilirim. Bu bölgede Yeşim Tekstilden, diğer bölgelerde de farklı şirketlerden alım yapıyoruz. Dolayısıyla onların sürdürülebilir hedeflerine, kendi hedeflerimiz doğrultusunda katkıda bulunmaya çalışıyoruz. İnanılmaz bir çalışma var. Biz üretim alanında çalışıyoruz. Gerçekten baktığımız zaman dünya değişiyor, ekonomide değişiyor. Sonuçta her birimiz şirketlerde çalışıyoruz. Her zaman yazarlar işte dünya, insan, karlılık hep beraberdir. Öyle bir şey yok aslında. Dolayısıyla hani karlılık çok önemli. Şirketler için önemli olan bu karlılığı nasıl ortaya çıkaracaksın? Ürünü nasıl tanıtacaksın?
Nüfus Artışı, Tüketici Artışı Demek
''Biz ne yapıyoruz? 1982 yılında bir çocuk top dikiyor. Birisi bunu '' Nike çocuk işçi çalıştırıyor'' diye haber yapıyor. Oradan başladı bu süreç. İşte bir sitede daha haber çıktı. Daha sonra 1992 yılında Sosyal Uygunluk departmanımız kuruluyor. Denetlemelere başlanılıyor. Sürdürülebilirliğin en temel aktivitesi Sosyal Uygunluk yani Kanunlara Uyum. Daha sonra şirketler bunun üstüne koyabildiklerini koyuyorlar. Biz Yeşim Tekstille kaldık şuan. Peki neden kaldık? Bugünkü duruma baktığımız zaman gerçekten bir orta hasım, orta sınıfın çok yükseldiğini görüyoruz. Ee! Şöyle bir şey var; 2022 yılında orta seviyenin 1 milyar adet artacağı söyleniyor. Dolayısıyla bunlar şirketler için 1 milyar daha tüketici anlamına geliyor. İnanılmaz bir şehirleşme var. 2020 yılında %60 marketlerden şehirleşmeye doğru göç olunacağı söyleniyor. 2030 yılında %61 bütün meydana gelen ekonominin %61'ini gerçekten bu 2030 yılında 750 tane ilin yapacağı söyleniyor. İstanbul'da içlerinde.''
Bulunmaz Nimet: Sürdürülebilirlik
''İnanılmaz bir yere doğru gidiyor ve burada şirketler kendilerini bir şekilde konumlandırmaları lazım. Bu konumlandırmayı da şirketlerde en iyi yapacak alanlar bulunmaz nimetlerden bir tanesi bizim çalıştığımız sürdürülebilirlik. Çünkü bu konuya her zaman değişik bir gözle bakıldı. Bizim hedeflerimize baktığımız zaman tek bir misyon, tek bir kuzey yıldızı var.'' Kılıç'ın konuşma başında yönlendirmiş olduğu soruya istinaden '' Sürdürülebilirliğin tanımı nedir bizde? Biraz daha farklı yalın üretim sürdürülebilirliğin tanımı içerisinde. Eşitlikçi yani. İnsan kaynakları bunun içerisinde, üretimin tamamen yalınlığını da içerisinde barındıran bir tanımımız var.''
Kılıç '' Şimdi ikinize de ortak bir sorum olacak. Sürdürülebilirlik kültür olması gerekiyor. Mesela İş Dünyası ve Sürdürülebilirlik Kalkınma Derneği Koç Üniversitesi ile bir program başlattı. Burada Sürdürülebilirlik Yöneticileri geliştiriliyor. Aslında onlar yönetici değil, her kademede çalışanlar için bir eğitim programı bu. Çünkü diyorlar ki ''Şirkette çalışan herkeste bu bilincin olması gerekiyor''. Biliyorsunuz artık gençlerde daha sürdürülebilirliğe önem veren, daha çevreci şirketlerle çalışmak istiyorlar bu kadar yetenek savaşı varken. Bu nedenle konu çok önemli. Sizin şirketinizde bunu bir kültür, şirket kültürü olması için neler yapılıyor?
Esra Kent '' Tabi ki zaman zaman en başta zorlandığımız anlar oluyor. Sürdürülebilirlik kavramı nedir? Onun anlatılması ve çalışanlarda bilincin yaratılması çok önemliydi. Bir çok faaliyette bulunduk. Az önce bahsetmiştim bu 2023 Karbon nötr hedeflerimizden. Siemens Arge 2030 yılı itibariyle tüm operasyonlardan dünyada hatta 2015 yılında bunu Newyork Time dergisi de yayınladı. Ve dedi ki Karbon nötr bir şirket olacağım. Bizde bunu Türkiye'de inceledik ve 2023 yılında Cumhuriyetimizin 100. yılında bize Siemens Türkiye olarak Karbon nötr olacağız dedik. ''
5000 Ağaçlık Siemens Türkiye Ormanı
'' Bununla ilgili tüm çalışanlarımızdan oluşan bir ekip kurduk. Elbetteki birimlerden herkesi almak mutlaka ki mümkün değil. Bunlardan bir tanesi İstanbul Kartal'da büyük bir yerleşkemizde bulunan fabrikamız. Fabrikanın tüm elektrik enerjisini yeşil elektrik enerjisinden alıyoruz. Çalışanlarımız ile birlikte İzmir Seferihisar'da 5000 ağaçlık bir Siemens Türkiye Ormanı oluşturduk. Ve birlikte dikmeye gittik. ''
Eğitimler Çok Önemli
'' Sürdürülebilirliğin alt konumları ile ilgili bir çok kurumla işbirliği yapıyoruz. Bunlardan bir tanesi de Kadın ve İnsiyatif Eşitliği konusunda AÇEV'le son iki yıldır çalışıyoruz. Dün çalışanlarımıza anne-baba eğitiminde kadın-erkek eşitliğini çocuklarımıza nasıl aktarırız? Kadın-erkek rolleri ile ilgili eğitimler vermeye başlandı. Eğitimler çok önemli. Çevre korumaları ve çevre bilinci ile ilgili onlara eğitimler vermeye başladık. Özel günlerde mutlaka yarışmalar açarak, çalışanları da işin içine aldığımız aktiviteler yapıyoruz. Çünkü tek başına olabilecek bir şey değil ve sadece bunu çalışanlarla da değil tüm paydaşlarımız, tedarikçilerimiz ve müşterilerimizle yapıyoruz. Caner Bey az öncede söyledi. Çalışacağımız tedarikçileri seçerken baktığımız mutlaka kriterler var. Çalışmaya başladığımızda sadece bir kaç döküman imzalatmakla değil. ''
Gönüllü Ekip
'' Almanya'dan gelip sürdürülebilirlik denetimi altında bir de tedarikçilere uyguladığımız denetimler var. Elbetteki bunun başında bir ekip ve kurallar geliyor. Çevre tesislerin çevreleri atıkları nasıl atıyor? Onun dışında çocuk işçi çalıştırıyor mu ? Çalıştırmıyor mu ? gibi çok şey var. Bu denetimlere giderken aslında kendi içimizde bir de bir gönüllü ekip var. O profesyonel anlamda denetim yapan kişilere gönüllü eşlik edenlerde bulunmakta. Gönüllülük konfektini geliştirmek adına belli kurumlarla çalışıyoruz. ''
Y Jenerasyonu Şirkete Daha Bağlı hale geliyor
'' Özellikle teknoloji Fen biliminin yayılması anlamında Darüşşafaka Lisesi ile projeler yapıyoruz. Bu konuda da önemli destek verdiğimiz kurumlardan bir tanesi. Çocuklara robot yapmak konusunda mühendislerimiz yardımcı oluyorlar. Onları 2. kez gönderiyoruz ve Amerika'da bu sene yeniden ödül kazandılar. Gibi gibi ... Aslında anlatmakla bitmeyen şeyler var. Tüm çalışanlarımızın da özellikle Y jenerasyonu da şirkete daha bağlı hale geliyor. İnsanlarda katkıda bulunmak için ellerinden geleni yapıyor. ''
Kılıç '' İK'da çalışmıyorsunuz ama işe alımda bu tür sorular yöneltiyor musunuz? ''
Sorusu üzerine Kent '' İK'nın direkt birebir işlevlerinde yokum ama eğer ben kendim bir şekilde görüşüyorsam kaldı ki işim gereği, işim bu olmadan öncede insanların sosyal alanlara nelere ilgi duyduğu ile ilgileniyordum. Artık sorumlu liderlik dediğimiz bir şey var. O konularda ne düşündüklerini ben mutlaka soruyorum.
Mine Kılıç şu sözleri ile oturumu sonlandırdı: '' Evet belki de hani İK'nın da bir konu başlığı artık bu olmalı. İşe alımlarda hem bu toplumsal cinsiyet eşitliğine ve sürdürülebilirliğe kişinin nasıl baktığını ilişkin bence sorular sorulmalı. ''
Peryön'ün ikinci gün, ilk iki oturumu bu şekilde bitti. Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdem ÖZDEMİR ve Avukat Ömrüncegül İÇÖZ KOYUNCUOĞLU'nun Hukukçuların Gözünden: Dün, Bugün, Gelecek hakkındaki oturumlarını ve ESES Vakfı Kurucu Başkanı, Akademisyen,Yazar Elio D'ANNA'nın Sanatçının Yolu oturumunu çok uzun olacağını düşündüğüm için başka bir blog ekinde yayınlayacağım.
Sevgiyle,
K Ü B R A
Mine Kılıç'ın '' Size ürün yapan şirketler neler yapmak zorunda? Uygulamadıkları zaman siz onlara karşı nasıl bir yaptırım uyguluyorsunuz? Bütün bunları dünyada ki sizinle çalışan üretim noktalarına nasıl yayıyorsunuz? Çünkü dünyanın her yerinde üretim yapıyorsunuz daha doğrusu satış yapıyorsunuz. Nıke kullanmayan kaç kişi vardır salonda bilmiyorum ama somut olarak bize bunlardan bahsedebilir misiniz? '' sorusu üzerine Soytaş; '' Nıke'n ortaya çıkış hikayesi oldukça ilginç. Waffle makinesi markanın doğuşunda büyük rol oynamış. Marka sahibi çok iyi bir koşucu olduğu için sürekli kumsalda koşarken gerek zemin, gerek ayakkabının yaşattığı sorunlardan şikayet ediyor.''
Giyilebilir Waffle Makinesi
''İki arkadaş bir gün evde waffle makinesinde waffle yapıyor. Hatta şuan o makine Nıke'n merkezinde durur. Makinenin altı tırtıklıdır, oradan diyorlar ki ''Süper bir fikir bence böyle bir ayakkabı yapmamız lazım ...'' ve Nıke markasını oluşturuyorlar. Dolayısıyla da beraber bugünlere kadar geliyorlar. '' Dünya, İnsan, Karlılık
''650 fabrika ile çalışıyoruz ama bunu 200'e indireceğiz. Biz satım alım yapıyoruz. Mesela Yeşim Tekstilden örnek verebilirim. Bu bölgede Yeşim Tekstilden, diğer bölgelerde de farklı şirketlerden alım yapıyoruz. Dolayısıyla onların sürdürülebilir hedeflerine, kendi hedeflerimiz doğrultusunda katkıda bulunmaya çalışıyoruz. İnanılmaz bir çalışma var. Biz üretim alanında çalışıyoruz. Gerçekten baktığımız zaman dünya değişiyor, ekonomide değişiyor. Sonuçta her birimiz şirketlerde çalışıyoruz. Her zaman yazarlar işte dünya, insan, karlılık hep beraberdir. Öyle bir şey yok aslında. Dolayısıyla hani karlılık çok önemli. Şirketler için önemli olan bu karlılığı nasıl ortaya çıkaracaksın? Ürünü nasıl tanıtacaksın?
Nüfus Artışı, Tüketici Artışı Demek
''Biz ne yapıyoruz? 1982 yılında bir çocuk top dikiyor. Birisi bunu '' Nike çocuk işçi çalıştırıyor'' diye haber yapıyor. Oradan başladı bu süreç. İşte bir sitede daha haber çıktı. Daha sonra 1992 yılında Sosyal Uygunluk departmanımız kuruluyor. Denetlemelere başlanılıyor. Sürdürülebilirliğin en temel aktivitesi Sosyal Uygunluk yani Kanunlara Uyum. Daha sonra şirketler bunun üstüne koyabildiklerini koyuyorlar. Biz Yeşim Tekstille kaldık şuan. Peki neden kaldık? Bugünkü duruma baktığımız zaman gerçekten bir orta hasım, orta sınıfın çok yükseldiğini görüyoruz. Ee! Şöyle bir şey var; 2022 yılında orta seviyenin 1 milyar adet artacağı söyleniyor. Dolayısıyla bunlar şirketler için 1 milyar daha tüketici anlamına geliyor. İnanılmaz bir şehirleşme var. 2020 yılında %60 marketlerden şehirleşmeye doğru göç olunacağı söyleniyor. 2030 yılında %61 bütün meydana gelen ekonominin %61'ini gerçekten bu 2030 yılında 750 tane ilin yapacağı söyleniyor. İstanbul'da içlerinde.''
Bulunmaz Nimet: Sürdürülebilirlik
''İnanılmaz bir yere doğru gidiyor ve burada şirketler kendilerini bir şekilde konumlandırmaları lazım. Bu konumlandırmayı da şirketlerde en iyi yapacak alanlar bulunmaz nimetlerden bir tanesi bizim çalıştığımız sürdürülebilirlik. Çünkü bu konuya her zaman değişik bir gözle bakıldı. Bizim hedeflerimize baktığımız zaman tek bir misyon, tek bir kuzey yıldızı var.'' Kılıç'ın konuşma başında yönlendirmiş olduğu soruya istinaden '' Sürdürülebilirliğin tanımı nedir bizde? Biraz daha farklı yalın üretim sürdürülebilirliğin tanımı içerisinde. Eşitlikçi yani. İnsan kaynakları bunun içerisinde, üretimin tamamen yalınlığını da içerisinde barındıran bir tanımımız var.''
Kılıç '' Şimdi ikinize de ortak bir sorum olacak. Sürdürülebilirlik kültür olması gerekiyor. Mesela İş Dünyası ve Sürdürülebilirlik Kalkınma Derneği Koç Üniversitesi ile bir program başlattı. Burada Sürdürülebilirlik Yöneticileri geliştiriliyor. Aslında onlar yönetici değil, her kademede çalışanlar için bir eğitim programı bu. Çünkü diyorlar ki ''Şirkette çalışan herkeste bu bilincin olması gerekiyor''. Biliyorsunuz artık gençlerde daha sürdürülebilirliğe önem veren, daha çevreci şirketlerle çalışmak istiyorlar bu kadar yetenek savaşı varken. Bu nedenle konu çok önemli. Sizin şirketinizde bunu bir kültür, şirket kültürü olması için neler yapılıyor?
Esra Kent '' Tabi ki zaman zaman en başta zorlandığımız anlar oluyor. Sürdürülebilirlik kavramı nedir? Onun anlatılması ve çalışanlarda bilincin yaratılması çok önemliydi. Bir çok faaliyette bulunduk. Az önce bahsetmiştim bu 2023 Karbon nötr hedeflerimizden. Siemens Arge 2030 yılı itibariyle tüm operasyonlardan dünyada hatta 2015 yılında bunu Newyork Time dergisi de yayınladı. Ve dedi ki Karbon nötr bir şirket olacağım. Bizde bunu Türkiye'de inceledik ve 2023 yılında Cumhuriyetimizin 100. yılında bize Siemens Türkiye olarak Karbon nötr olacağız dedik. ''
5000 Ağaçlık Siemens Türkiye Ormanı
'' Bununla ilgili tüm çalışanlarımızdan oluşan bir ekip kurduk. Elbetteki birimlerden herkesi almak mutlaka ki mümkün değil. Bunlardan bir tanesi İstanbul Kartal'da büyük bir yerleşkemizde bulunan fabrikamız. Fabrikanın tüm elektrik enerjisini yeşil elektrik enerjisinden alıyoruz. Çalışanlarımız ile birlikte İzmir Seferihisar'da 5000 ağaçlık bir Siemens Türkiye Ormanı oluşturduk. Ve birlikte dikmeye gittik. ''
Eğitimler Çok Önemli
'' Sürdürülebilirliğin alt konumları ile ilgili bir çok kurumla işbirliği yapıyoruz. Bunlardan bir tanesi de Kadın ve İnsiyatif Eşitliği konusunda AÇEV'le son iki yıldır çalışıyoruz. Dün çalışanlarımıza anne-baba eğitiminde kadın-erkek eşitliğini çocuklarımıza nasıl aktarırız? Kadın-erkek rolleri ile ilgili eğitimler vermeye başlandı. Eğitimler çok önemli. Çevre korumaları ve çevre bilinci ile ilgili onlara eğitimler vermeye başladık. Özel günlerde mutlaka yarışmalar açarak, çalışanları da işin içine aldığımız aktiviteler yapıyoruz. Çünkü tek başına olabilecek bir şey değil ve sadece bunu çalışanlarla da değil tüm paydaşlarımız, tedarikçilerimiz ve müşterilerimizle yapıyoruz. Caner Bey az öncede söyledi. Çalışacağımız tedarikçileri seçerken baktığımız mutlaka kriterler var. Çalışmaya başladığımızda sadece bir kaç döküman imzalatmakla değil. ''
Gönüllü Ekip
'' Almanya'dan gelip sürdürülebilirlik denetimi altında bir de tedarikçilere uyguladığımız denetimler var. Elbetteki bunun başında bir ekip ve kurallar geliyor. Çevre tesislerin çevreleri atıkları nasıl atıyor? Onun dışında çocuk işçi çalıştırıyor mu ? Çalıştırmıyor mu ? gibi çok şey var. Bu denetimlere giderken aslında kendi içimizde bir de bir gönüllü ekip var. O profesyonel anlamda denetim yapan kişilere gönüllü eşlik edenlerde bulunmakta. Gönüllülük konfektini geliştirmek adına belli kurumlarla çalışıyoruz. ''
Y Jenerasyonu Şirkete Daha Bağlı hale geliyor
'' Özellikle teknoloji Fen biliminin yayılması anlamında Darüşşafaka Lisesi ile projeler yapıyoruz. Bu konuda da önemli destek verdiğimiz kurumlardan bir tanesi. Çocuklara robot yapmak konusunda mühendislerimiz yardımcı oluyorlar. Onları 2. kez gönderiyoruz ve Amerika'da bu sene yeniden ödül kazandılar. Gibi gibi ... Aslında anlatmakla bitmeyen şeyler var. Tüm çalışanlarımızın da özellikle Y jenerasyonu da şirkete daha bağlı hale geliyor. İnsanlarda katkıda bulunmak için ellerinden geleni yapıyor. ''
Kılıç '' İK'da çalışmıyorsunuz ama işe alımda bu tür sorular yöneltiyor musunuz? ''
Sorusu üzerine Kent '' İK'nın direkt birebir işlevlerinde yokum ama eğer ben kendim bir şekilde görüşüyorsam kaldı ki işim gereği, işim bu olmadan öncede insanların sosyal alanlara nelere ilgi duyduğu ile ilgileniyordum. Artık sorumlu liderlik dediğimiz bir şey var. O konularda ne düşündüklerini ben mutlaka soruyorum.
Mine Kılıç şu sözleri ile oturumu sonlandırdı: '' Evet belki de hani İK'nın da bir konu başlığı artık bu olmalı. İşe alımlarda hem bu toplumsal cinsiyet eşitliğine ve sürdürülebilirliğe kişinin nasıl baktığını ilişkin bence sorular sorulmalı. ''
Peryön'ün ikinci gün, ilk iki oturumu bu şekilde bitti. Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdem ÖZDEMİR ve Avukat Ömrüncegül İÇÖZ KOYUNCUOĞLU'nun Hukukçuların Gözünden: Dün, Bugün, Gelecek hakkındaki oturumlarını ve ESES Vakfı Kurucu Başkanı, Akademisyen,Yazar Elio D'ANNA'nın Sanatçının Yolu oturumunu çok uzun olacağını düşündüğüm için başka bir blog ekinde yayınlayacağım.
Sevgiyle,
K Ü B R A
In
Bugün Günlerden,
Mustafa Kemal Atatürk
19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun.
Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! | |
Mustafa Kemal Atatürk 20 Ekim 1927 | |
In
Başarı,
Blogger
CareerPass
Yeterli donanıma sahip değilsen, bir de yeni mezun olmuşsan, Türkiye'de ki gibi bir anlayışa da tanıklık etmen gerekiyorsa üzgünüm çok şanslı da değilsen iş hayatına ilk adımın çok zor olacak. Bu kadar acımasız olma der gibisiniz ama yaşayan biri olarak ''dost acı söyler'' arkadaşlar demekten kendimi alamayacağım. Derdinize elbette benim gibi ortak olanlar vardır. Tam da bu sırada ''senin gibisine ihtiyacım yok ben dert ortağımın bana icraatını göstermesini istiyorum'' diyebilirsiniz. Şöyle alayım sizi ve CAREERPASS ile tanıştırayım.
Eğer sizde Careerpass ailesini daha ayrıntılı tanımak, değerlendirmek ve görmek istiyorsanız www.careerpass.org adresinden göz atabilirsiniz.
Konu, insanların korkularından doğan başarısızlıkları ardına gizlenip, başkasının başarısı sayesinde kazanılmış nimetlerden kendine pay çıkarması. Anlatacağım olay bizzat yakından gözlemlediğim hırslı bir takıma ve başarısız Koç'a ait. Amaç iş hayatında da aynı sorunların yaşandığı ve aslında her sektörde böyle insanların bulunduğu. ''Gençlere, kaybetme korkusunu içinde barındıran kişiler yüzünden tanınmayan fırsatlar.''
Maç öncesi gittiğim spor salonunda B takım Koç'unun bir kaç söylemine ve maçtan önceki tavırlarına şahit oldum. Ön yargı değil söyleyeceklerim maçtan sonra onaylanmış düşünceler. Maçın başlamasına 15 dk. gibi bir süre kalmış, A takımından biri gelip Koç'a maç ile ilgili bir evrağı isteyip istemediğini soruyor Koç'un ifadesi '' Gerek yok biz öylesine oynuyoruz! '' Verilen cevap cepte.
Salona girdiği dakikadan itibaren B takım Koç'unun sergilemiş olduğu beden dilini ele aldım. Girdi, etrafa bakındı, tanıdıkları ile selamlaştı. Hakemlerle görüştü. O esnada A takımı gayet kendinden emin bir şekilde ısınma hareketleri ve antrenmanlarını yaparken Koç'un (B) gözü hep endişeli bir şekilde A takım oyuncularını süzmek oldu. Yardımcı antrenör ile bir kaç kulaktan kulağa konuşmanın ardından B takım oyuncuları ısınma hareketlerine başlamak için soyunma odasından birer birer çıktılar. Koç'un (B) maç başlamadan önceki '' Öylesine oynuyoruz.'' cevabı, davranışlarıyla eşleşince endişeli görünümünü onayladı.
Hava atışıyla oyun başladı ...
Salona girdiği dakikadan itibaren B takım Koç'unun sergilemiş olduğu beden dilini ele aldım. Girdi, etrafa bakındı, tanıdıkları ile selamlaştı. Hakemlerle görüştü. O esnada A takımı gayet kendinden emin bir şekilde ısınma hareketleri ve antrenmanlarını yaparken Koç'un (B) gözü hep endişeli bir şekilde A takım oyuncularını süzmek oldu. Yardımcı antrenör ile bir kaç kulaktan kulağa konuşmanın ardından B takım oyuncuları ısınma hareketlerine başlamak için soyunma odasından birer birer çıktılar. Koç'un (B) maç başlamadan önceki '' Öylesine oynuyoruz.'' cevabı, davranışlarıyla eşleşince endişeli görünümünü onayladı.
Hava atışıyla oyun başladı ...
A takımının başlangıçtaki sert ve hırslı oyunu, bizim Koç'un takımının ilk beşte başlayan tecrübeli oyuncularını dahada hırslandırdı. Başlarda A takımı skordaki liderliğini korurken, B takımının hırslı ve istikrarlı tavrı skordaki değişikliğin son dakika değişmesine neden oldu. B takım koçu oyunda olan oyuncularını motive ediyor, istenmeyen hareketlerde de müdahale ediyor, klasik Koç.
Hareketleri benimde çok sevdiğim bir takımın Koç'unu andırıyor, ''Orhun Ene''. Oyun sırasında verdiği tepkiler, yürüyüşü, el-kol hareketleri, düşünceli tavrı birebir aynı diyebilirim. Taklit ettiği çok açık, sırıtıyor üzerinde. Yapı itibari ile taklit ettiği fazlasıyla belli olurken şunu demeye çalışıyorum; İnsan örnek aldığı, idol olarak belirlediği insanın yolundan tabi ki de gidebilir, beğenebilir. Fakat hareket olarak taklit yer alsa da oyun, düşünce ve oyuncu değeri olarak kesinlikle ''Orhun Ene'' olamayacağını da maç esnasında görmüş oldum. Aynı gün Orhun Ene, Uludağ Üniversitesi İşletme Topluluğu'nun 12. Ulusal Profesyoneller ve Başarılı Yöneticilerle Sektörler Kongresi'nde öğrencilerle buluştu. Kongre'de Orhun Ene, '' Neden yerli oyuncu yetiştirilmiyor? sorusunun sorulması lazım. Yabancı sayısının çok olduğu ülkeler baktığınızda başarı konusunda da sıkıntılar yaşıyor. Alt liglerde genç oyuncularımızın daha fazla şans bulması lazım.'' ifadelerini kullanmış. Oyun, düşünce ve oyuncu değeri olayı da Tofaş Basketbol Koç'unun genç oyunculara maçlarda verdiği fırsatlarda aynı zamanda katıldığı kongrede dile getirdiği cümlelerle ortaya çıkıyor. B takımı Koç'u bu konuda başarısız. Korkuları ve kişisel hırsları yüzünden, kaybetme korkusundan dolayı genç oyunculara fırsat vermektense, tecrübeli oyuncularla başarılı olmayı tercih ediyor. Tecrübeli oyunculardan bir kaçının performansı gerçekten süper lig düzeyinde. Zamanında kendilerini farklı kulüplerde gösterebilmiş başarılı oyuncular. Peki ya benchte süre alınmayı bekleyen ve kendilerini gösterme zamanları gelmiş ama bir türlü Koç'un kaybetme korkusu engelini aşamayan genç oyuncular?
Maç A takımının istikrarlı oyununa rağmen son dakika oyunu çeviren B takımının skoru 77'ye taşıması ile A takımının 74'de kalması durumunda, galibiyeti tadan taraf B takımı oldu. Kazanılan bu maç tecrübeli B takımı oyuncularına ait. Koç'un takıma katkısı ve başarısı değil. Tecrübeli oyuncular zaten seninle tecrübeyi kazanmamış ve senin yönetiyorum, ben başardım dediğin oyunu onlar yönetiyor. Benchte süre almayı bekleyen ve geleceğe ışık tutan genç oyuncularının yeteneklerine güvenmeyip, sırf kazanma hırsın yüzünden oynatmıyorsun. Oynadıkları oyun ile rakibine aynı şekilde hırslı karşılık veren, takım oyunu olduğunu kabullenmiş ve koçlarının önemsemediği karşılaşmayı önemsedikleri, mücadeleci ruhlarını oyuna kattıkları için tecrübeli oyuncuları tebrik ediyorum. Genç oyunculara bir an önce geleceğe gençlerle yola çıkan kulüplerle çalışmalarını öneriyorum. B takım Koç'una ise aldıkları galibiyet için, ''genç oyunculara fırsat ve onlara emek vermediği sürece bu senin başarın değil Koç, sevinme! '' diyebiliyorum.
Hareketleri benimde çok sevdiğim bir takımın Koç'unu andırıyor, ''Orhun Ene''. Oyun sırasında verdiği tepkiler, yürüyüşü, el-kol hareketleri, düşünceli tavrı birebir aynı diyebilirim. Taklit ettiği çok açık, sırıtıyor üzerinde. Yapı itibari ile taklit ettiği fazlasıyla belli olurken şunu demeye çalışıyorum; İnsan örnek aldığı, idol olarak belirlediği insanın yolundan tabi ki de gidebilir, beğenebilir. Fakat hareket olarak taklit yer alsa da oyun, düşünce ve oyuncu değeri olarak kesinlikle ''Orhun Ene'' olamayacağını da maç esnasında görmüş oldum. Aynı gün Orhun Ene, Uludağ Üniversitesi İşletme Topluluğu'nun 12. Ulusal Profesyoneller ve Başarılı Yöneticilerle Sektörler Kongresi'nde öğrencilerle buluştu. Kongre'de Orhun Ene, '' Neden yerli oyuncu yetiştirilmiyor? sorusunun sorulması lazım. Yabancı sayısının çok olduğu ülkeler baktığınızda başarı konusunda da sıkıntılar yaşıyor. Alt liglerde genç oyuncularımızın daha fazla şans bulması lazım.'' ifadelerini kullanmış. Oyun, düşünce ve oyuncu değeri olayı da Tofaş Basketbol Koç'unun genç oyunculara maçlarda verdiği fırsatlarda aynı zamanda katıldığı kongrede dile getirdiği cümlelerle ortaya çıkıyor. B takımı Koç'u bu konuda başarısız. Korkuları ve kişisel hırsları yüzünden, kaybetme korkusundan dolayı genç oyunculara fırsat vermektense, tecrübeli oyuncularla başarılı olmayı tercih ediyor. Tecrübeli oyunculardan bir kaçının performansı gerçekten süper lig düzeyinde. Zamanında kendilerini farklı kulüplerde gösterebilmiş başarılı oyuncular. Peki ya benchte süre alınmayı bekleyen ve kendilerini gösterme zamanları gelmiş ama bir türlü Koç'un kaybetme korkusu engelini aşamayan genç oyuncular?
Maç A takımının istikrarlı oyununa rağmen son dakika oyunu çeviren B takımının skoru 77'ye taşıması ile A takımının 74'de kalması durumunda, galibiyeti tadan taraf B takımı oldu. Kazanılan bu maç tecrübeli B takımı oyuncularına ait. Koç'un takıma katkısı ve başarısı değil. Tecrübeli oyuncular zaten seninle tecrübeyi kazanmamış ve senin yönetiyorum, ben başardım dediğin oyunu onlar yönetiyor. Benchte süre almayı bekleyen ve geleceğe ışık tutan genç oyuncularının yeteneklerine güvenmeyip, sırf kazanma hırsın yüzünden oynatmıyorsun. Oynadıkları oyun ile rakibine aynı şekilde hırslı karşılık veren, takım oyunu olduğunu kabullenmiş ve koçlarının önemsemediği karşılaşmayı önemsedikleri, mücadeleci ruhlarını oyuna kattıkları için tecrübeli oyuncuları tebrik ediyorum. Genç oyunculara bir an önce geleceğe gençlerle yola çıkan kulüplerle çalışmalarını öneriyorum. B takım Koç'una ise aldıkları galibiyet için, ''genç oyunculara fırsat ve onlara emek vermediği sürece bu senin başarın değil Koç, sevinme! '' diyebiliyorum.
İş hayatına atılan kişilerin ve bu grupta yer alan çoğunluğun; kurum, ortam, iş düzeni, planlama, işi yapış biçimi ve yaptırma biçimi, ast-üst ilişkisi, zamanlama gibi nedenler sonucunda zorlanması ve zora itilmesi ile bünyesinde hissettiği psikolojik baskıya ''İş Stresi'' diyoruz. Üzerimize binen iş stresi yaşattığı içsel çöküntüler, mutsuzluk, yorgunluk, halsizlik, iletişime kapalı olma, yaşama isteksizliği, bıkkınlık gibi sonuçlar doğuran ve hayattan kopma derecesine getirebilen, önlemi alınması gereken bir olay. Neticesinde farklı ve olumsuz sonuçlar doğurabilir. ''İş Stresi'' kapsamlı bir konu olduğu için fazla değinmeden ayrı bir yazıda ele alarak anket hakkındaki görüşlerimi aktarmak istiyorum.








